1968 Tanbura- Restorasyon (Restoring an old bağlama from 1968)

(English below)

Akhisar’dan çok sevdiğim bir ağabeyim var, Suat Efe​. Üç yıl kadar önce bana bu sazı getirmişti. Buna bir bakıver dedi. Ben de, “abi çok vaktim olmuyor elimden geleni yaparım demiştim”. Üç yıl olmuş!!

Bir süre ne yapacağıma karar veremedim önce. Bu tip sazlarda mümkün olan en az müdahaleyi yapmak gerekli. Sap fena halde atıktı. Takılan gürgen hem yanlış damar yönünde takılmış hem de çok ince kalmıştı. Atmaması mümkün değildi yani. Kapak da çok kötü alıştırılmış ve bir çok yerde tutkal dolgusu ile duruyordu. Anlaşılan saz bundan önce de birkaç defa tamir görmüş. Tekne kırıktı. Bu kırıklar sargı bezi ya da ona benzer bir bezle ve beyaz tutkal ile yapıştırılmış. Bolca da dolgu yapılmış.

Eski sazların çok iyi olduğunu düşünen bir çok insan var. Bence eski sazların iyi olduğu hallerde, onları iyi kılan en temel nitelik “eski” olmaları. Bir çok eski saz çok kötü işçiliklerle yapılmış. Ah nerde o eski sazlar diyen bir kimse değilim. Eski ustalara laf ediyor da değilim. Elindeki kör keserle yine de çok güzel işler çıkarmış adamlar var. Mesela Ramazan Güngör’ün curaları öyledir. Eldeki imkana kıyasla çıkan iş çok iyi. Neyse bu başka bir bahis.

Saz bana geldikten birkaç zaman sonra yavaş yavaş ısıtarak sapı, kapağı ve burguluğu söktüm. Burguluk aşırı bir açı ile  takılmıştı. Zaten kötü alıştırıldığı için pek de zor olmadı. Sap daha önce de değişmiş. Resimlerde çift kurtağzı göreceksiniz. Parçaları söktükten bir yıl kadar sonra, eski kurtağzına yine eski bir dut saptan kestiğim bir parçayı alıştırarak yapıştırdım. Yeniden ve daha derin bir kurtağzı açtım. Ondan sonra yine epey zaman kenarda kaldı saz. Ne yapacağıma bir türlü karar veremedim.

Bu sene, sanırım ekim ayıydı, tekrar heves edip önce sapı düzelttim. Açısını vererek sapı yapıştırdım. Atıklığı alınca zaten ince olan sap biraz daha inceldi. O yüzden eski sapa klavye takmaya karar verdim. Ama tabii sıradan bir tahta kullanamazdım. Bir yakınımın çeyizinden kalma bir gardolap (evet gardolap tabii J ) vardı. Birkaç sene önce atalım bunu dediğinde, “bir  dakka” deyip olaya el koymuştum. Dolap elli yıllık vardı. Kontraplak kısımlarını atıp gürgenleri ayırdım. İşte onların içinden çıkan çok güzel bir parçayı klavye olarak kullandım.

Sap yine de zayıf geldi bana. Mukavemeti arttırmak için sapın içine bir kanal açıp, venge bir çıtayı gömdüm. Üstüne de klavye gelince eskisine göre çok daha dirençli oldu.

Teknedeki kırıkları yapıştırmak için epoksi kullandım. Bunun sebebi, daha önceki tamirlerde beyaz tutkal da kullanılmış olması. O kalıntıları temizlemek imkansız. Epoksi, metal dahil hemen her tür malzemeyi yapıştırabilen çok güçlü bir tutkal. Tekneyi onla yapıştırdım. Ayrıca çok incelmiş bazı kısımları da içeriden yine epoksi ile dolgu yaparak kalınlaştırdım.

Kapak da enteresan durumdaydı. Yanak hariç üç parça tahtayı yapıştırmışlar. Ama filetoların altı boştu. Bazı kısımlar çok kalın kalmıştı. Boş olan kısımları yine epoksi ile doldurdum. Kapağı temizledim ve kalınlık farklarını giderdim.

Bu kadar eski bir saza yeni burgular kullanmak yakışmazdı. O yüzden eski usul T burgular yaptım. En sıkıldığım aşama da bu oldu. Sazın sesini duymak için heveslenirken böyle oyalayıcı işlerin araya girmesini hiç sevmiyorum.

İlk fotoğrafı 19 Şubat 2014’te çekmişim; sonuncuyu bugün çektim. Üç yıllık serüven bitti. Saz nasıl mı oldu? Sanki Muzaffer Sarısözen’in radyo kayıtlarını dinler gibi oluyorsunuz. Merak edenler için buyrun youtube:

This is a tanbura bağlama from 1968. It belongs to one my friends. He gave it to me about three years ago to fix it. Actually i wouldn’t call it a fix but a restoration! It took quite long mostly because i couldn’t decide what to do at first. It would be very easy if i was making a new one!

The tanbura was in a quite bad shape. The neck was bowed because they used flatsawn side of the piece and made it very thin as well. The body was cracked. And the top was glued up very badly leaving so many gaps filled with glue. So i started by disassembling whole thing. It was not very difficult because they used bone glue which can be softened by heat and moisture. And the joints were not nicely glued so they came apart easily. After taking it apart, i left it aside for a while; i don’t know maybe more than 7-8 months.

This was not the very first fix on this instrument. Somebody replaced or reinstalled a neck before. So the V joint (we call it wolf mouth : kurt ağzı in Turkish) on the body was double; i think you can understand better what i mean if you look at the pictures. Since the old V mortise was too short i glued another piece of wood in. It was also a very old mulberry piece btw. Then i cut the joint out ; deeper and cleaner.

After gluing the neck i concantrated on reinforcing the neck. It wasn’t strong or resistant enough to compensate the string tension. Well that’s why it was bowed before. So i route out a recess or let’s say a groove in the neck and glued a piece of quarter sawn wenge in. Then i glued a new fretboard on that. This fretboard is out of a very old beech wood which is coming from an old cabinet of one of my relatives.

Then i wanted to fix the cracked parts on body. I went with epoxy for this. It was because epoxy is a very strong glue but also it sticks to almost everything including steel. It also can fill up the gaps very well unlike hideglue or titebond. The cracks was repaired with a bad white glue before. So i wasn’t confident to use PVA glues or hide glue. Anyways, some parts of the body were pretty thin so i mixed some epoxy as a filler behind.

I also cleaned up and leveled out the underneath of the top and also filled the large gaps with epoxy as well.

Traditionally old masters made T shaped pegs for bağlama. So i didn’t want to use some new stuff for this tanbura. I made some T pegs, which fit way better then new ones.

So it took a long time to finish up this fix but i learned a lot. If you want to hear how it sounds now check out my youtube video.

Thanks for reading!

2 thoughts on “1968 Tanbura- Restorasyon (Restoring an old bağlama from 1968)”

  1. Merhabalar hocam size bir sorum olacak. Bu eski sazların sesleri neden böyle güzel de yeni sazlarda bu tınıyı yakalayamıyoruz. Eski sazların ne özelliği var balık sırtı kapak oyma dut gomalak cila saz yaptırmaya çalışmıştık zamanında çıkan sesin eskilerle alakası yoktu eski sazların özelliği nedir ki o derin tınıyı alabiliyoruz.

    1. Engin Topuzkanamış

      Bu çok iyi bir soru aslında. Bence cevabı basit: Eski sazların özelliği eski olmaları! Eski sazlara neredeyse mucizevi nitelik atfeden çok insan gördüm. Gördüğüm eski sazların hiç biri çok iyi işçiliklerle yapılmamıştı. Kurtağzı iyi alıştırılmamış. Kapağı çökmeyen sadece bir tane görmüştüm. Eski tınıda bugünküne göre çok fazla olan bombe ve dar ağızlı tekne önemli. Ayrıca dediğim gibi, zamanla bütün saz tamamen kuruyor, gevrekleşiyor. Bu da tınıyı o “eski” dediğimiz kıvama getiriyor. Ben çok bombeli ve dar tekneli, yanaklı, eski tip sazlar yapmaya başlayacağım. Teknem var bir kaç tane. Bakalım sonuç nasıl olacak 🙂

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top