Bir Pazar Günü Atölyede

Okulda işler istim tutmadı henüz. Başka yerlerdeki bazı dersler de başlamadı. Yani biraz vaktim var daha. Haftaya hukuk devleti anlatacağım zaten. Çabuk biter. Ne var ki hukuk devletinde; bol devlet eh biraz da kanun yeter artar!

Bu sene İspanyol dostlar edindim. Önce Efren Lopez benden bir Oğur sazı ve cura istedi, sonra Ido Segal’e bir kopuz yapmıştım 4 ay kadar önce; geçen hafta alabildi daha. Şimdi de Alexandre Guitart ve bir arkadaşı için iki kopuz yapıyorum. O da aylar önce istemişti. Okulda sınavlar bitip işler bir nebze azalınca iki kopuzu yapmaya başladım. Ayrıca daha önce kendim için yapmaya başladığım kopuzu da araya sıkıştırdım. Sevgili arkadaşım Mustafa Aydın, beş yıl önce kendim için yaptığım kopuzu bir punduna getirip alınca sazım kalmamıştı 🙂

Atölyeye on iki gibi indim. Bir gün önce kopuzlardan birinin kapağını takmıştım; diğerinin ise sap kenarına çıtalarını yapıştırmıştım. Önce lastikleri ve bantları söküp fazlalıkları kestim. Kapak fazlalıklarını keserken fotoğraf çekmek aklıma gelmemişti. Ama diğer kopuzun kenar çıtalarını temizlerken çektim:

O arada benim büyük rendeyi epey bir zamandır bilemediğimi fark ettim. (Bileme için bkz.) Aslında sık sık bilense daha iyi ama ihmal ediyorum. Yine de çok uzun sürmedi beş dakika sonra jilet keskinliğinde bir rendem vardı. Onun videosunu çektim. Videonun sonunu kaçırmayın derim 🙂 Arkada radyodan da müzikli olmuş video 🙂

“Bastıran kol”, “pastıran kolu”, “pastaran”… Doğrusu pastarangula. Muhtemelen iskarpela gibi o da İtalyancadan geçmiş. Elim değmişken onun da bıçağını biledim:

Bir gün önce kapağını taktığım sazın ise sapının düzeltilmesi gerekiyordu. Sap takılırken nihai ölçüye göre daha geniş ve kalın takılır sonra uygun ölçüye indirilir. Bu işi hem hızlı hem de düzgün yapabilmek için (daha önce de bir yazı yazmıştım) freze kullanıyorum. Laminat parkeden bir mastar yaptım. Çünkü geçme olan kenarları çok düzgün. Hatta buraların nemden etkilenmemesi ve daha sert olması için japon sürüp, kuruyunca ince bir zımpara yaptım.

Bu işlemleri videoya da çektim. Yalnız freze çalışınca ses birden yükseliyor videoda.
Sapı düzelttikten sonra kenar çıtaları için kanal açtım. Daha doğrusu açmak için freze ucunu elime aldığımda üstünde epeyce bir artık biriktiğini fark ettim. Uç kullanıldığında, özellikle çam gibi reçineli ağaçlarda ortaya çıkan talaş uca yapışıyor ve kesim kalitesini düşürüyor. Ayrıca ısınmaya da sebep oluyor. Bu yüzden ucu temizlemek istedim. Ama baktım ki biraz da körelmiş. Sadece temizlik ile yetinmeyip biledim de. Bu uçlarda carbide denen çok sert bir tür malzeme kullanılıyor. Yani sıradan bir eğe ile bilemek mümkün değil. Bilemeye kalkarsanız olan eğeye olur. Onun için elmas eğe kullanmak lazım. Ayrıca dikkatli olmak ve bıçağın açısını bozmamak da lazım.

Pelesenk çıtaları camın üstüne yapıştırdığın zımparada düzeltip  yerlerine tam oturak şekilde alıştırdım.

Tam bu işi de bitirmiştim ki telefon çaldı. Ali, baba ben geleceğim diyor. Tamam, derdi belli; yarım kalan arabayı tamamlamak istiyor. Bitince tüm fotoları eklerim. Arabayı yapmaya çok önce başladık ama paldır küldür girince yanlış kestik. Geçen gün o yanlışı düzeltmek için arabanın iki yanına birer tahta parçası yapıştırdık. Sonra da siyaha boyadık. Çünkü ortası siyah yanları kırmızı, tekerlekleri sarı ve istepnesi gri olacakmış! Ama bugün de bitmedi araba. Thomas başlayacağı için eve çıktık.

Bir pazar günü 6 saatlik atölye macerası böyle geçti…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir